YiTiRiLMiŞ Ne VaRSa

Mavinin her tonunda kaybolmak isterken, siyaha esir olmaktan yoruldum

°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°

3/11/2008 - Uçurumun Kenarındaki Çiçek

Kategori: Edebiyat




"Kocam bir mühendisti. Onunla sâkin tabiatını sevdiğim için evlenmiştim. Bu sâkin adamın göğsüne başımı koymak içimi nasıl da ısıtırdı…




Gel gör ki iki yıl nişanlılık ve beş yıl evlilikten sonra bu sâkinlik beni yormaya başlamıştı. Eşimin -bir zamanlar çok sevdiğim- bu özelliği artık beni huzursuz ediyordu.


İş ilişkiye gelince oldukça içli, hattâ aşırı hassas bir kadınım. Romantik anlara, küçük bir çocuğun şekere düşkünlüğü gibi can atıyorum. Oysa kocamın sakinliği, başka bir deyişle vurdum duymazlığı, evliliğimize romantizm katmaması beni aşktan almış, uzaklaştırmıştı.


Sonunda kararımı ona da açıkladım: boşanmak istiyordum.
Şaşkınlıktan gözleri açılarak 'niye?' diye sordu.
'Gerçekten belli bir sebebi yok' dedim, 'sadece yoruldum.'
Bütün gece ağzını bıçak açmadı. Düşünüyordu. Bu hâli ise hayal kırıklığımı daha da artırmaktan başka bir işe yaramıyordu: işte, sıkıntısını dışarı vurmaktan bile aciz bir adamla evliydim. Ondan ne bekleyebilirdim ki!


Sonunda sordu: 'seni caydırmak için ne yapabilirim? '
Demek ki söyledikleri doğruydu: insanların mizacı asla değiştirilemiyordu. Son inanç kırıntılarım da kaybolmuştu.
'İşte mesele tam da bu' dedim. 'Sorunun cevabını kendin bulup kalbimi ikna edebilirsen kararımdan vazgeçebilirim. '
'Diyelim dağın tepesinde bir uçurum kenarında bir çiçek var. O çiçeği benim için koparmak, düşüp vücudunun bütün kemiklerinin kırılmasına, hattâ ölümüne mâl'olacak. Bunu benim için yapar mısın?'
Yüzümü dikkatle inceledi ve 'Sana bunun cevabını yarın vereceğim' dedi.
Bu cevapla son ümidim de yok olmuştu.


Ertesi sabah uyandığımda evde yoktu. Boş bir süt şişesini mutfak masasının üzerine koymuş, altına da bir not bırakmıştı.
'Sevgilim' diye başlıyordu,
'O çiçeği senin için koparmazdım' Kalbim yine kırılmıştı. Okumaya devam ettim.


'Çünkü her zaman yaptığın gibi bilgisayarın altını üstüne getirip çökerttikten sonra monitörün önünde ağladığında, onu tekrar düzeltebilmem için ellerime ihtiyacım var.'


'Anahtarları her zaman evde unuttuğunu bildiğimden, senden önce eve varabilmem üzere koşmam gerektiğinden bacaklarıma ihtiyacım var.'


'Arabayı kullanmayı çok sevdiğin halde şehirde hep yolu kaybettiğinden, yolu gösterebilmem için gözlerime ihtiyacım var.'


'Sâdık arkadaşın>ın her ayki ziyaretinde sebep olduğu, karnındaki krampları rahatlatabilmem için avuçlarıma ihtiyacım var.'


'Evde oturmayı sevdiğinden, içe kapanıklığını dağıtmak, can sıkıntını hafifletmek üzere sana şakalar yapabilmem, hikâyeler anlatabilmem için ağzıma ihtiyacım var.'

'Sabahtan akşama kadar bilgisayara bakmaktan gözlerinin bozulması kaçınılmaz olduğundan, yaşlandığımızda tırnaklarını kesebilmem, saçlarında -görülmesini istemediğin- beyaz telleri ayıklayabilmem, merdivenlerden aşağı inerken elini tutabilmem, çiçeklerin renginin - gençliğinde senin yüzünün rengi gibi olduğunu söyleyebilmem için gözlerime ihtiyacım var.'


'Ama seni benden daha fazla seven biri varsa, evet o uçuruma gidip, o çiçeği senin için koparırım bir tanem.'


Baktım, mektuptaki yazının mürekkepleri yer yer dağılıyordu.
Göz yaşlarım mektuba düşüyordu.
'Mektubu okuduysan ve kalbin ikna olduysa lüften kapıyı aç canım. Çok sevdiğin susamlı ekmek ve taze sütle kapıda bekliyorum.'
Koşarak kapıyı açtım. Endişeli bir yüzle ve ellerinde sıkıca tuttuğu susamlı ekmek ve sütle kapının önündeydi.
Artık çok iyi biliyordum: beni ondan daha çok kimse sevemezdi. O çiçeği uçurumun kenarında bırakmaya karar verdim."


Bu gerçek aşktı.







Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

14/9/2008 - Yalnızlık...

Kategori: Edebiyat






Yalnızlığı hazmedemediğin gecelerde uykun düşmüşse üç saate,
ve akrep ile yelkovan eşlik etmeden geceye, sana inat duruyorsa karşında
bütün umursamazlığıyla ve üzerinde bir buram, bir hasretlik nöbeti,
bil ki ruhun yalnızlığın mengenesinde…


Aşılmaz duvarların, içeriden açılmaz kapıların bulunduğu bir odadır yalnızlık…
Bağırırsın kimse duymaz, kapıyı tekmelersin dışarıdan kimse açmaz
ve o çaresiz aynı zamanda sessiz çığlıkların hiç susmaz…


Tarifinde kelimelerin acizlik çektiği birkaç duygudan biridir yalnızlık
ve ancak birisini sevmektir ona karşılık…


Hani bir gerçeğe dönüşse aklını başından alacak sandığın gerçekler vardır ancak hayallerde yaşadığın, Engeller vardır sadece içindeki sızısını tarif edebildiğin
ve acılar vardır tarif edemeyip yalnızca adlarını söyleyebildiğin,
işte o adlardan, acılardan birisidir yalnızlık…


Mutluluğu çizmek istersin resimlerde bir suret şeklinde,
ama sıra gözlere gelir ve sen yine yalnızlığı yani gerçeklerini gizleyemezsin
ve o gözlere birkaç damla gözyaşı eklersin…


Bir şiir yazmak istersin yalnızlığa inat huzur ve sevinç dolu, şiirin biter ama sen kimseye okuyamazsın çünkü sen hep yalnızsın, şiirlerde bile kendini kandıramazsın…


Ve o şiiri buruşturup bir köşeye atarsın, kendini affettirmek için
yalnızlığa çıkan gerçeklere, bir şiir daha yazarsın…


Boş verip huzuru ve sevinci, mısralarda yaranı tırnaklarsın,
satırlarda yaralarına tuz basarsın yani dostum sen yalnızlığı hiçbir zaman saklayamazsın...




Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

26/7/2008 - Aşk dediğin; üç harf, beş nokta

Kategori: Edebiyat



Aşk dediğin elif gibi olmalı, dümdüz, dosdoğru…

Aşk dediğin şın gibi olmalı, şeksiz şüphesiz ve üç noktası özü, sözü, gözü anlatmalı…

Aşk dediğin kaf gibi olmalı, kaf dağı gibi ulaşılmaz erişilmez olmalı, iki zirvesi iki nokta gibi göğe uzanmalı, biri can biri canan olmalı…

Hem kaf aşkın kalbidir onu çıkarınca geriye aş kalır, mide kalır… Aşk gönül işidir; gıdası cananın tebessümü, bir tatlı sözüdür…

Alemin var olma sebebi aşktır, dünya Aşk ile döner, güneş her sabah Aşka gülümser, yıldızlar kara gecede Aşkı aydınlatır, yağmur bile Aşkı yeşertmek için yağar aleme…

Aşk dediğin Hz. Hifa hatun ile Hz. Suheyb’in sevdası gibi olmalı…

Gülün Nazı, Bülbülün niyazı hep Aşk içindir… Şairlerin yazdığı, ressamların çizdiği hep Aşk değil midir?

Hz. İbrahim’in gönüllü girdiği ateşi gülistana çeviren Aşk, Hz. Yusuf’u Mısır’a sultan eden Aşk, Hz. Muhammed (s.a.v) ’i sidret’ül müntehadan ötelere götüren Aşk…

"...AŞK sözcüğü zaten sözlükte sarmaşık demekmiş. Bir sarmaşık çınarları. Servileri nasıl sarmalarsa AŞK’ta öyle sarıp sarmalarmış çınar gibi yiğitleri, servi boylu dilberleri ve her sarmaşık sardığı ağacı kuruturmuş sonunda dıştan yemyeşil ve güzel gösterirmiş ama içten içe kurutur, çürütür, çökertirmiş..."

"...sevmenin tabakaları muhabbet, AŞK ve dert olmak üzere üç derecedir;
-muhabbet odur ki; mahbubunu görürse memnundur, görmezse kaydında değildir.
-AŞK odur ki; mahbubunu görürse memnundur, görmezse mahzundur.
-dert odur ki; mahbubunu görürse de mahzundur, görmezse de mahzundur..."

Aşk hüznün dostudur, hasretin yoldaşı… Gurbettir hep Aşkın mekânı… Hep biri ister, biri gözler, birden başkası düşmanıdır Aşkın…

Aşkın tek gıdası, ekmeği, aşı, aşığın gözyaşıdır. Aşkın bayramı maşuğun bir tek tebessümüdür…

Aşk; görebilmektir, binlerce kişi içinde bile onu görebilmek, ama bazen de görmezden gelebilmektir.

Aşk ta karşılık beklemek yoktur. Aşığın duası her an “Yarabbi onun hakkında hep en hayırlısını nasip et, ona gelecek dertler, üzüntüler bana gelsin” diyebilmektir. Ya da “ Ben öleyim o kalsın, ben ağlayayım o gülsün… ” Ama en önemlisi Hz. Ebubekir’in duası gibi dua etmektir. Hani diyor ya “Yarabbi benim vücudumu o kadar büyüt o kadar büyüt ki cehennemde benden başka kimseye yer kalmasın.” İşte Aşık en azından diyebilmeli ki “Yarabbi benim vücudumu iki kişilik yap eğer onun cezası varsa onun yerine de ben yanayım, yer kalmasın cehennemde o dışarıda kalsın”

Hatırlamak; unutanlara has bir özelliktir. Aşk dediğin unutmak tükenmektir diye bilip hiç unutmamaktır…

Aşk, Nazdır. Tüm sevdaların olmazsa olmazı naz… Türk’ün ta Türkistan’dan çıkıp geldiği, İstanbul’un Fatih’e ettiği naz… Naz anlayana niyazdır. Bilesin!

Aşk; her şeyi, her anı, her zamanı, her mekânı O ve diğerleri diye ayırmaktır. Onsuz bir geçmişi buruşturup çöpe atabilmek, onsuz bir geleceği hayal bile etmemektir.



Aşk; en çokta haddini bilmektir…
Aşk susmayı bilmektir, susabilmektir…

Ve Aşk; bilmektir Ey Sevgili!

Bir tek yârı bilmek, onu candan daha aziz bilmektir. Ondan gayrı bildiklerinin hiçbir şey olduğunu dünyanın onunla mana bulduğunu bilmektir.
Onun selamı ile gelen bela olsa Eyvallah diyebilmektir.
Kızmana, gülmene, gelmene, gitmene, kalmana ölmene hepsine Eyvallah. Bilesin!

 

Mustafa Türkarslan


 


 


 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/7/2008 - Aşk...

Kategori: Edebiyat



Aşk; yalnız bir operadır kış güneşinde dinlenen.

 

Aşk; bazen bir zaman hatasıdır.

 

Aşk; bazen kavuşamamak, adını karalamaktır kâğıtlara.

 

Uzun bir suskunluktur ya da durmadan ondan konuşmaktır.

 

Aşk; bir filmin, bir karesinde takılıp kalmak.

 

Bazen tuhaf bir cesaretle meydan okumaktır.

 

Aşk; bazen nedenini bilmediğiniz bir duraksamadır.

 

Aşk; bir harabenin ortasında bir şey bulup da ne yapacağını bilemeyen iki savaş çocuğu gibi kalmaktır.

 

Eylül'ün toparlanıp gitmesini izlemektir.

 

Bir bakış bile anlatmaya yeterken her şeyi kalbinizi dolduran duyguların kalbinizde kalmasıdır.

 

Aşk; canınızla beslemektir hüznün kuşlarını.

 

Aşk; vazgeçmektir gözlerinden.

 

Geceleri ansızın nedensiz uyanmaktır uykularından, usul usul ağlamaktır.

 

Aşk; bir gün anahtarın ters döneceğine inanıp ışığa kavuşmayı özlemektir.

 

Aşk; buralardan öylece çekip gitmek ve sonunda kendine bir gül vermektir.

 

Acını içine alıp, göz damlalarını tutup, güçlü olmaya çalışmaktır.

 

İclal Aydın

 


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/7/2008 - Hüzün ki...

Kategori: Edebiyat
                    
         


Hüzün, bir hazin kelime. Ayrılık gibi, hicran gibi; ama mutluluk gibi de. Bazan bir gözde görürüz onu, bazan bir yüzde. Bazan bulutlarla gelir, bazan lodoslarla.


Hüzün tarih olur, Bağdat ufuklarını Osmanlı tuğları misali bekleyen hurma fidanlarıyla; Tuna boylarını hatem yakutları gibi süsleyen kaleler ve burçlarla gelir yedi yüz yıllık hafızamıza. Elhamra avlusunda derin uykulara dalmış mağrib güneşi olur kah; kah Kudüs gecelerinde savrulan Selahaddin rüyaları.
Aziz-i vakt idik a’da zelil kıldı bizi.


Hüzün gözyaşı olur, bazan bir eylül bulutundan dökülüp dilemmalarımıza karışır; bazan bir Kanuni mersiyesinden akıp güneşlerimizi buharlaştırır. Paramparça olmuş kutsal kitapların mürekkeplerini dağıtır bazan, bazan kandil gecelerinin pişmanlıklarına dökülür yüreklerimizden. Kimi zaman bir bayram sevincinin ardına gizlenen yetimin gözünde acı; kimi vakit fersudeleşmeye yüz tutmuş gülün yaprağında kırağı sıfatında belli eder kendini.
Hurşide baksa gözleri halkın dola gelir


Hüzün söz olur, yarı yollarda bırakılmış yeminlerin ve vaadlerin peçesinden yüz gösterir kimi, kimi bir elyazmasının derkenarına yazılır bir ayrılık türküsü niyetine. Bir mücelled güldeste olur yazılsa tüm hüzün sözleri ve binbir geceyi dolduran tutilerin dilinde şeker niyetine çiğnene çiğnene tutar şöhreti alemleri. Sabahların kokusuna karışan bir pişmanlığın terennümüdür bazan ve bazan da gecelerin korkusunu damıtan bir şarkının dizesi.
Şeb-i yeldayı müneccimle muvakkıt ne bilir


Hüzün mevsim olur, böler bir uykuyu bazan; bazan bir paranteze alır acıları. Güz mü, eylül mü bilinmez; ortası mı sonu mu anlaşılmaz anın. Şakaklarına düşen benek benek karlar mı densin yılların gölgesini taşıyan, başında gül rengi bulutlardan Lahuri tüller mi olsun Hicaz şarkılarında bestelenen?!.. Hüzün karanlıktır, yalnızlıktır, korkudur. Ve hüzün bazan en büyük umutlara gebedir.
Bir mevsim-i hazanına geldik ki alemin…


Hüzün renk olur, son dalın son yaprağında sararırken yakar içimizi; son fırtınanın son dalgasında köpürürken kanatır yüreğimizi. Mavi gecelerin ve kurşuni bulutların örtüsüdür hüzün. Hatırlamanın mestliğinde eflatuni bir ırmağın hasret yarasıdır, gül gül olup açan ateşin kederlerin masum çiçeğidir. Sahilde bir gurubdur o, ufukta bir şafak. Perde perde solan hayatımız…



Gül ateş, gülbün ateş, gülşen ateş, caybar ateş
Hüzün sevda olur, hayalini getirir annelerin, yavruların ve süveydaya durup melankolisini yaşatır sevenlerin, sevgilerin. Fuzuli’lerin Galib’lerin kinayeleri ve tevriyeleri onun üstüne yazılır, bülbüllerin kumruların şeyda tenasüpleri ve mecazları ona dillendirilir. Umman gemicilerinin ufuklarında deniz feneridir hüzün, semavat müneccimlerinin kadrlerinde Ayyuk.

Mahabbet bir bela şeydir giriftar olmayan bilmez
Hüzün alışkanlık olur, acıların yol dönemecinde azığını kuzgunlara kaptıran gönüllerin ömre süren Selva’sıyla tartılır. Yüzbin yıl sonra yeşerecek tohumlar için saklayıp suyu, vahalardan kurumuş dudaklarla geçer delikanlıca. Mermer beyazında ayetlere teslim olmuş bir buhur-ı Meryem’in nazenin tebessümüne Namus-ı ekber vasıtasıyla gelen nefestir o.


Hazan ki durmadan evrakı su-be-su dökülür
Hüzün, Kureyş’te Süheyb-i Rumi; Yemen’de rahip Bahira, Konstantinepol’de Ulubatlı Hasan olmaktır.
Hüzün, mazlumlar adına bir saman çöpüyle devleri yere sermektir.
Hüzün, Şeyh Şamil toprağında alnından vurulan bir çocuktur.
Hüzün, harflere sığmayan bir nimet-i İlahi’dir.
Hüzün, her hale şükretmenin diğer adıdır.
Hüzün, seyerandır maverada.
Hüzün, özleyiştir.
Hüzün ki en ziyade yakışandır bize...

 

iSKeNDeR PaLA

 


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

25/6/2008 - GöNüL!

Kategori: Edebiyat

          

Gönül âşığın aşkıyla ilgili her türlü gelişmenin algılandığı yerdir. İnsanın yaşaması için gönle olan ihtiyaç ve can mefhumu ona daha da önemli bir yer hazırlar. Gönül bir hitap yeridir. Âşık gönlüyle konuşur, dertleşir. Gönül bir kuştur. Gam ve kederle beslenir. Sevgilinin hayali ile mutlu olur, nazıyla kendinden geçer. Ağyâra asla tahammülü yoktur. Sevgilisinden asla ümidini yitirmez. O aşkın yağmasına uğramış, sevilideki güzelliklerle darmadağın olmuştur. Bu yüzden perişândı, dertlidir, hayrândır, biçâredir, harâbdır, sergeştedir, şikestedir, kararı yoktur vs.

 

Sevgili padişah olunca, aşk ıstırabı ordu olur ve gönül denen ülkeyi yakar, yıkar. Sevgili gönül denen sarayda misafirdir. Bu saray bazen taht, divân ve meclis olarak da görünür. Yine sevgili denen sultan, peşine gönüllerden müteşekkil bir ordu takıp götürür. Âşığın gönlü sevgilinin saçları arasında yurt edinmiştir. Onun her bir tel saçı ucunda bir âşığın gönlü asılıdır.

 

Gönül geceler boyu ızdırab çektiği için hasta, bîmâr, yaralı ve sayrudur. Bu hastanın ilacı, şifâsı, tabîbi ve tiryaki ise sevgilinin dudaklarıdır. Hastaları arayıp sormak âdet olduğu, ilâç getirmek gerektiği hâlde sevgili buna yanaşmaz. Gönül hastasının derdi nâzdan dolayıdır. Sevgili süzgün bir bakışıyla âşığın gönlünü ok ve kılıcıyla yaralayıp deler. Sevgilinin ilgisizliği onu deli, mecnûn, çılgın, şûride, vâlih ve divâne eyler. Bu deliyi de sevgilinin zincir saçları bağlamaktadır.

 

 

Artık vuslata karşılık can nakdini vermeye hazırdır. Sevgilinin kara saçları geceye benzer. Âşığın gönlü bu geceye meyledince elbette gecenin tehlikelerine de katlanacaktır. Bu gece içinde o bir şebrevdir. Yine zülüf gece renkli olduğu için âşığın gönlünü mîskin, avâre, perîşan, sadpâre ve nâtüvân eyler.

 

 

Gönül, gamların konakladığı bir ev, hâne, virâne, hücre, harem ve halvetgâh’tır. Sevgilinin saçları tuzak, benleri de bu tuzaktaki tane olunca, gönül kuşu ister istemez bu tuzağa tutulur. Bu kuş artık gamdan yapılmış bir tuzağa girmeyi haketmiştir. Avlanan bu kuş bazen de kebap eden bir ateş olur ki gönül zaten ateşler içindedir. Âşığın gönlü ateş olup yanarken göz onu söndürmek için daima sular akıtır. Ancak bu ateş asla sönmez. Sevgili bir şem olursa âşığın gönlü onun çevresinde pervâne olur. Sevgilinin yay kaşlarından kirpik oklarını attığı nişangâh yine gönüldür.

 

Tasavvufta gönül bir ayna olarak ele alınır. Bu aynada Tanrı’nın tecellîsi zuhur eder. Tasavvuf gönle çok önem verir. İnsan bütün âlemin özü olduğu için insanın hakîkati de gönüldür.!

 

 

 

Esdikçe bâd-ı subh perîşânsın ey gönül

Benzer esîr-i turre-i cânânsın ey gönül

Nedîm


 

 

İskender Pala

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda




Sonunda sustum ve bir akşamüstü aşkı sırtından vurdum!


Boomp3.com

Bu blogtaki yazılar alıntıdır.