YiTiRiLMiŞ Ne VaRSa

Mavinin her tonunda kaybolmak isterken, siyaha esir olmaktan yoruldum

°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°°

30/8/2008 - Hüznümün Rüzgarlı Yanı

Kategori: HuZuN MiSRaLaRi




Kırgın durduğuma bakma, aslında bende her şey aynı. Hüzünlere olan bu bağlılığım, eskiden kalma. Hüzünler biraz daha sanki bana benziyor.

 



Hiç değişmeyeceksin diyor bir dostum. Bu söz, tarifi imkânsız bir mutluluk veriyor bana. Aslında yeni bir başlangıç için; yaşım ve rüzgâr müsait. Ama gerekli dermanı dizlerimde ve yüreğimde bulamıyorum. Yokuşları çıkarken yaşıma yakışmayan bir daralma oluyor nefesimde. Bu darlıkta neyi değiştirebilirim ki? Yaşım daha küçük yüreğimden.

 



Ben aslında rüzgâr olsam, hep doğudan eserdim.

Ben aslında, hayatın sayfalarına ölüme dair dipnotlar hiç düşmedim.

Ben aslında, bir gün kapımın umuttan yana çalınacağına emindim.

Ben aslında, hayat ile hayali hep birbirine karıştırırdım.

Ben aslında anladım, yaralarıma uzanacak ellerin çok uzak olduğunu.

Ben aslında anladım, cami avlusuna terk edilen kundaklık çocuktan bir farkım olmadığını.

Ben aslında anladım, hayatımın hep yamalardan ibaret olduğunu.

Ben aslında, cürmüm kadar yer yakardım.

...

 


Neyse deyip toparlanmalıydım artık. Dökülen cümlelerimi, kırılan gençliğimi, darmadağın olan hayatımı onarmalıydım ve yeniden kalkabilmeliydim düştüğüm yerden. Bu kadar hassas olmanın vakti değildi artık. Küçük yaralarımla uğraşarak kaybedecek vaktim yoktu. Zira hayatın tutunacak dalları vardı. Asılmalıydım ben de zayıf kollarımla hayata; sabrı öğrenmeliydim. Sıkıca tutmalıydım bana uzanan elleri.

 


Değişmem zor aslında. Acılar hep aynı çünkü. Acılarım hep aynı...

 



Yine de değişmeliyim, ey rüzgârlı hüznüm. Ne tarafa eseceğin belli değil, biliyorum. Biliyorum, denizi özlemem de kar etmez. Kim bilir belki masal olsaydı yaşadıklarım, bir umut olurdu hep Kaf dağının ardında. Ama masal değil yaşadığım, biliyorum. Belki de oturup ağlayarak başlamalıyım değişmeye... Oturup ağlamalıyım halime.

 



Belki tebessümlerimin bereketsizliği de terk eder beni böylece, kim bilir…




Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

30/7/2008 - Ben Biraz Temize Çekeyim Ömrümü, Geliyorum

Kategori: HuZuN MiSRaLaRi


Geçici bir üslupla süslediğim efkârımın beşik ezberi,
uyutmuyor bedenimi.
Kaldırım eskisi yürümeler dolanıyor yüreğimin aksak coğrafyasında.
Sızlanan yaralarım, maharetsiz duruşlarıyla kanamaya devam ediyor.
Kelam eleğinden geçirilmiş sözler kadar
titiz bir dille geçiyorum sessizliğimden...



Susmak kadar’ı mı var şu bezginlikte?
Güneşe doymamış sabahın küsmeleri,
ezberlenmiş yıkık bakışların bezginliği
ve daha nice yarım’lık izbesi hal var üzerimde.
geceleri gündüze devirmek neyse de ya o günü tekrar geceye döndürmek…!?
Zor, bütün kolayların artık zor olduğu gibi…
Bütün zorların artık kolaylaşamayacağı gibi…



Aşk öncesi bir aşksızlık geziyor çehresi üşümüş yüreğimde.
O kadar ki,’sevmek’ eylemi bile avutmuyor çekingen ruhumu.
Oysa ellerimi ısıtan ufacık bir nefese muhtacım.
İstemek arzusu nicedir uğramıyor aklıma, sadece muhtaç olduğumun farkındayım.
Biri gelse, yüzümü tebessümden çıkma temiz yüzüyle süzse,
ellerimden çekip aydınlık bir yolda peşinden sürüklese.
gidebilir miyim korkak bir yoksulluktan sıyırıp gövdemi…!?
gidebilir miyim…!?

Yorgunum, anlayıver…




Bir zamanlar ben de senin kadar korkusuz ve düşten düşe uçabilen bir süvariydim.
Gökyüzünden yeni inmiş bir güvercin özgürlüğü vardı üstümde.
Sırtımdaki yükü sonsuzca bir yolda taşıyabilirdim.
Gençtim, öyle hissediyordum.
artık hissizim, genç değilim…!?
Biliyorum…




Dünya tozu başımdan aşağı silkelenmiş gibi.
Yitiklik biçiliyor yamalı yanlarıma.
hayata ne kadar ağır geldiysem artık..! Sadece beni uğurlama telaşında.
Ben, ‘kime ne yaptım?’ diye sormak lüksünü devredeli beri
öksüz bir çocuğun kumlu ellerinden sözler çalabilirim sadece.
Duvarlardan elenmiş yıkıklığı ceketine sürmüş, boğazına sigara düğümleri ilikleyen bir can budalasından,
efkâr dilenebilirim.

başkasına gücüm yok, güçsüzüm anla işte...!?




Bakışlarımda, deniz kaçkını kara bir şehir yıkılıyor.
gör/me beni…
Dayanamam yüzünde ‘ahh zavallı’ ünlemini görürsem.
gör/me beni n’olur...!?
Ben biraz temize çekeyim ömrümü, geliyorum.
Tabi ki gidebileceğim yerden, dönebilecek ümidi toplayabilirsem.
Tekrar dolanmadan kimsenin yüreğinde, düğün alayıyla uğurlanmak gerek


sessiz bir düğünle…





Üç ve üçün katları bütün yanlışlarım, koca bir ben’i götürmek üzere.
Sesim azalıyor, çığlıksız kalmama ‘az’ var.
Bakışlarım çekiliyor tanıdık suretlerden, ellerim düşüyor iki yan/sızlığ/ıma.
Hak ettiğim bir bürünmenin kıyısındayım,
eziliyorum güçlü kalmaya çalışan zerrelerim tarafından.
Suda şekillenen yangın kırmızı bir ebru, yoluma ateşler seriyor.
Kınsız sancılar dürtüyor beni,
ayaküstü bir intiharın habercisiyim.
Kumbaramda, bunca zaman birikmiş alın yazısı toprağım, burnumda tütüyor.
Ömrümün, acıya en yakın bakışı oluyorum.
ses, sus, us, s…!?
ben biraz temize çekeyim ömrümü, gel/em/iyorum…!?




Zeyneb Özge




Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

19/7/2008 - Öylesine yuttum ki sesli harflerimi...

Kategori: HuZuN MiSRaLaRi







Öylesine yuttum ki sesli harflerimi... Korkar oldum noktalar koymanın ardından yeni cümleler kurmaya. Artık yokmuşsun, artık yokmuşum, artık yokmuşuz. Gün batımları yokmuş oturduğumuz odanın sarı duvarlarına yansıyan. Ellerin yokmuş en beklenmedik anda ellerimle kavuşan. Aşklar yokmuş artık, bir zamanlar var olduğuna inanılan.

Öylesine yuttum ki sesli harflerimi... İçimde kırılan bir ayna kaldı sadece. Geceler yokmuş artık, gündüzler de... Saatlerin kadranları kırılmış, küsmüş zamana. Kala kala bir rüya kalmış geceleri buluştuğum. Bir zamanlar bir romantiğin sarhoş eden gitar sesini dinlediğimiz yer de silinmiş gitmiş haritalardan. Ne çok şey kalmamış, ne çok hiçbir şey var olmuş yaşanıp bitmişlerden...

Öylesine yuttum ki sesli harflerimi... En çok da isminin içinde geçenleri. Bir pusula ömründe ilk kez yanlış yönü göstermiş. Gururuyla intiharı seçmiş, düşüp kırılmış yanlış yönü gösterdi diye. Güney de yokmuş artık, kuzey de... Sabahları yaşadığımız doğu silinip gitmiş, batıysa hiç olmamış ki daha önceden zaten...

Öylesine yuttum ki sesli harflerimi... Kala kala sadece ve sadece o kelimeler arasına yerleştirilen birkaç küçük nokta kalmış. Sadece üç nokta... Apostroflar yokmuş artık, virgüller de çoktan yitip gitmiş geldikleri masallar alemine… Ne bir ünleme rastlayabilirmişiz artık bu ucunu göremediğimiz sokağın ortasında, ne de kendini sorgulayıp duran tek bir soru işaretine...

Öylesine yuttum ki sesli harflerimi... Yok olmuş dakikalar, saatler, saniyeler. Ve sen biraz da… Sahi biz hiç var olduk mu dersin? Belki olduk, belki olmadık. Aslında ne kadar yanıldık, ne kadar aldandık. Biz koskoca birer yalandık. Odanda dağınıklığımı toplayan bir gölge vardı ya hani, o da yok artık. Dağınıklığım da yok, serzenişlerim, boş vermişliklerim de. Artık biz yokuz ki...

Öylesine yuttum ki sesli harflerimi... Ancak, bana aldırmadan geçip giden zaman kalabilirdi ardımdan. Devam etti takvim yaprakları ardı ardınca koparılıp atılmaya. Aylar yıllara dönüp gitti. Artık ay yok, yıldızları da kaybettim ne zamandır. Sahi gökyüzü var mıydı seni sevdiğim zamanlar? Bilmiyorum ama banyonda her sabah baktığım aynada gördüğüm siluetin yok artık. Ya da telefonlarda duyduğum sesin. Yoklar ne zaman var oldu? Veda etmeyi mi unuttuk artık olmayanlara yoksa?

Öylesine yuttum ki sesli harflerimi... İki şehir, bir köprü vardı bir zamanlar. Eskiden izlediğimiz filmler yok artık, ilk kez gittiğimiz bale de oynanmadı bir daha hiç. Belki bir tiyatro oyununun ta kendisi bizdik. Birdik, bizdik, "en"dik, tektik... Sahi biz ne zaman bittik? Ne kadar zaman geçtiyse üzerinden, bu gece o kadar yutuyorum sesli harflerimi... "Ah"larımı yutuyorum artık. Avaz avaz susuyorum, sessiz sessiz çığlıklar atıyorum bu gece kendi kendime. Bitenlere gülüp, başlamak isteyenlere ağlıyorum. Hüzünler mutlu ediyor beni, mutluluklara ağlıyorum. Her şey ters dönüyor ama ben yırtıp atıyorum bir kâğıda yazdığım seni, yutuyorum bütün sesli harflerimi...

Elveda sevgili...


 


 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

14/7/2008 - Aşk; denizdi, gemiydi, yelkendi, rüzgârdı...

Kategori: HuZuN MiSRaLaRi



Aşk büyüdükçe denizimiz de büyüdü! Her yanımızdan alabildiğine uzanan mavilikte, gidilecek ne çok yer vardı. Berrak suları içinde kayboluyordu bakışlarımız. Denizdi, maviydi. Çok büyüdü. Onun büyüklüğünde küçücük kaldı gemimiz, bir mendil hüznünde savruldu yelkenimiz. Rüzgârsa eğilip büküldü dalgaların arasında. Gitmeye vesaitimiz yoktu, kalmaya yerimiz. Ne yön verecek rüzgâr ne de koynuna alacak yelken. Denizdi ve biz aşkta denize aldandık.


Aşk büyüdükçe gemimiz de büyüdü. Koca bir güvertede çocuklar gibi koşabilirdik. Kulaklarımızı yatırırdık dalgaların sesine ve martılarla konuşurduk, delice... Gemi büyüdükçe suyu çekildi denizimizin. Gidecek yerimiz vardı da, bize yol verecek denizimiz çöl zenginliğinde takıldı ayaklarımıza, Yelkenimiz yırtıldı; kırıldı rüzgârın küskünlüğüne ve kayboldu. Evet, rüzgârda küskünlük, martılarda hazin bir çığlık... Oysa büyüyen aşkımızdı. Büyüyen gemimizdi. Gemiydi, bizimdi... Gitmek istemiştik sadece, sadece gitmek...


Aşk büyüdükçe büyüdü yelkenimiz. Göğü kaplıyordu sanki. Sanki gökkuşağıydı rengi. Sığınırdık yağmurda, sarılırdık fırtınada ya da saklanırdık her yakalanma korkumuzda. Hiç yok gibiydi denizimiz, küçücük kaldı gemimiz, hissedilmedi bile rüzgârımız. Koca bir yelken üstümüze kapandı. Ellerimizi tuttuk önce oysa duyulmuyordu sesimiz. Sonra ellerimiz ayrıldı. Sonra sesimiz yaraların altından kanarcasına geldi. Bir yakarış, bir haykırış... Yelkendi... Gökkuşağı renginde bir yelkenden bize gökyüzünde yer açmasını istemiştik. Açtı ve birbirimizi gökyüzünde kaybettik.


Aşk büyüdükçe rüzgârımızdı büyüyen. Delileşti, serserileşti. Hoyratlığına dağlar dayanmazdı ve en çok denizler kanardı. Gemimiz önüne canını sererdi, yelkenimiz koynunu açardı. Rüzgârdı, sevdiğim gibi. Saçlarına ve tenine dokunan tatlı esintiydi, sesim gibi... Fırtınaya döndü, kasırgalarda yitti. Ne deniz kaldı, ne gemi, ne yelken... Sonra, ben de kalmadım. Sen ise gittin; içimin yamacından uzağımın boranlı bir ovasına. Rüzgârdı, sevdiğim gibi. Sevgilim gibi...


Büyümenin ve küçük kalmanın dengesiz zıtlığında her şey hep yarım mı kalacak? Tam buldum derken en güvendiğimizin bıçağı denizimizi yarıp, gemimizi mi batıracak? Usta ona,"susmayı iyi bilirim" dedim. Önce sustu, sonra "en iyi susmayı bildiğini, en iyi ben bilirim" dedi ve giden olmayı seçti. Şimdi söyle; bu denizin dibinde, bu geminin kırık-dökük güvertesinde, bu yırtık yelkenle, bu yönsüz rüzgârın içinde bu aşk nereye gidiyor usta?



Kahraman Tazeoğlu


 


 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

10/7/2008 - Ey Düşüne Düştüğüm

Kategori: HuZuN MiSRaLaRi



Ey Düşüne Düştüğüm

" Hayatıma anlam katan yedi harften oluşan en değerli kelime, "

Uyan zenân masalından uyan. İçimde cam kenarı özlemlerim yürürken Eskişehir`e sen bana binlerce balon al. Hem de her renkten birer tane… Secdegahıma düşen yarım uykulu sesimi sen doğrult ve sonra içimdeki tüm gurbet kuşlarını sal gözlerime. Kursağıma bırakılmış uykulardan kaldır beni. Sal beni bir umut boşluğu kaldırımlara. Sonra da dünden kalma ayakkabıların yönünü bana çevirip yürü can`a, yürü bana. Gittiğim yer, sana ters istikamette olsa da, varışım sanadır..Biliyorum vardığım yerde beni sen bekliyor olacaksın. Hadi gülümse bana, cam kenarı özlemlerin kanadığı yerden..Sarıl bana içimdeki can`ımdan. Sonra da sabah bana aldığın tüm balonları sal gökyüzüne..Sal ki, Elif/imiz tutsun ellerimizden..Sonra da aldığın çikolata kutularını aç, dağıtalım teker teker küçücük çocuklara.Avuçlarında kalan çikolata kağıtlarından gemiler yapalım sevgi limanına sonra da dudaklarının kenarına sirayet etmiş sevinçleri, beyaz bir mendile silip bir gülüş bırakalım yanaklarına..Bil ki, gülüşlerini yaralarından tanıdığımız her çocuk, bizim geleceğimiz. Bize bırakılan her gülüş, Elif`e ulaştırılacak en büyük emanetimiz. Ey sevgili, hadi uyan.Bu sabah beni sen karşıla masalımdan..Sonra da cam kenarı bakışlarımdan Elif/miz ile sen uğurla beni...

Ey düş`üne düştüğüm,

Hangi şehrin sorularına cevap aramaktasın şu saatlerde? Hangi düş`ün ortasına düştü adına münhasır yedi harfin? Kalk ve doğrul. Kör bir sabahın buğulu camına yazılıp sana sorulan sorunun cevabını hatırla. Diril kuyularından..Şiirlerine bırak saçlarını, cevabına sal soruları..Azınlık düşen kefenini yırt, at üzerinden. Çalıştığın yerlerden çıkmasa da hayat defterin, sen inandığın kadar sevecek ve sevileceksin bunu unutmayasın..Örtme peçeni, yumma gözlerini..Dağıt saçlarını, toplayanı ben olacağım çünkü..Doğrul şüphelerden, vesvese dehlizlerinden..Sokul imlasız cümlelerime..Sesinin tınısı bırak yürek kapımın kulak ardına..Tut ellerimden, sev beni en güzel yerimden. Uğraşma alfabeyle,süslü olmasın boş ver… En sade haliyle öpüver kirpiklerimi / dirilsin içimdeki yedi harf, bir kelimeden ibaret ismin..

Unutma !

Kuşandığın cesedi ancak kendine inandırabilirsin. Yüzünde birikmiş çiziklerin çoğunluğuna kanıp umutsuzluğun azgınlığına tahakküm ettirtme. Eğme başını. Susturma içindeki suretini. Unutma, her suret aslı`nda vücut bulacaktır. Direnme uzaklığıma, siyahını çabalama dişlerinle en tuzsuz yamama yapmayı Unutma, sen aslına yani bana bir gün kavuşacaksın. Alfabeyi diz çöktürüp ale`nen olmasa da, adının yedi harfiyle susacağım sana…

Uyutma!

İçimdeki yarı uykulu sesimi uyutma… Sana akan her bir harf hayat olmuşken dudaklarımda, avutma sancılarımı… Kanayım olduğum yere / sızayım öylece… Dile gelmese de yüreğim bari en tuzlu halimle anlatayım sendeki beni… Haydi uyutma içimdeki çocuğu, bize okunan masallara benzemesin kavuşmamız. Yaşananlar, bir düş`ten ibaret olsaydı eğer çoktan düşerdi düş`ümüz Elif/imiz elinden... Kırıldı camdan kalelerimiz... Kaybolurdu mavi bilyelerim… Hadi toparlama saçlarını, sal omuzlarına… Sal ki uyumadığım her gece, kulağına masallarımı anlatayım...

Kapatma!

Ardına kadar arala yürek kapını… Kapatma yüreğinin önsözünü… Daha yeni söktüm harflerini, daha hecelemedim yedi harfi..Kapatma kendine olan inancı… İnanmak, başarının yarısıdır… Yürüdüğün her yol banadır, koşma terlemesin gülüşlerin… İnandığın her şey sana hayattır, yorma zihnini solmasın Elif kokan filizlerin..

Satırlarıma son verirken, unutma bu dünyada inandığın kadar yaşarsın sevgili… Bak ben dizlerimin önüne çöktüm bir deniz kıyısında. Gökyüzüne açılmış avuçlarım, sırtıma vuran rüzgar/ eksiklerime kavuşma garındayım… Elimde biletim, sizi beklemekteyim… Bir elinde Elif olmalı bir elinde hayat miktarı umut..

Ve biz " bize " kavuştuğumuzda masal bitmeli…
Bir gül sağanağı başlamalı sonra…
Harf harf...
Sonra deniz bizi içine çekmeli…
Sonra da dua`ya duran dizlerimin izi silinmeli…

.............

Unutma, her masalın sonu vardır…
Her hayat gibi…
Lakin unutma,
Bizdeki bu hayat,
Elif`teki bu umut var oldukça
Gökyüzüne bırakılan her renkli balon Elif/imiz`e ulaşacaktır…
Sakın sen içindeki umutta kaybolma…
Yaşadığın kadar değil,
İnandığın kadar var et beni…

Ey renkli balonların düş`üne düştüğüm en güzel düş,

Elifimize renkli balonlar almayı unutma sakın.



İsmail Sarıgene

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

19/5/2008 - HiÇ GeLMeYeCeK oLaNa

Kategori: HuZuN MiSRaLaRi



Yer yok,
Mekan önemsiz,
Zaman sıfır...

Bana şah damarımdan daha yakın olana sığınarak!..
Hala acının ace misiyim ve hala sensizliğe bakamaz gözlerim.

Kaybolmuyorsun,
Bitmiyorsun,
Çoğalmıyorsun,
Eksilmiyorsun.

Çıkmaz bir vuslata sürüklenen yüreğimde sen yanıyorsun!
Bu gün kelimelerin tutsaklığına yer yok yüreğimde;
ister anla, ister es geç ve vur sensizliği yalnızlığıma. Çiğne kalabalığımı, tıkansın yürüyüşlerimi ve duyma ayak seslerimi gidişinin ardından.

Gittin, durdum.
Duydum, sustum.
Konuştun, kırıldım.
Geldin, yıkıldım.

Susturduğum sabır taşı bu gün dillendi.
Ah, zaman!...
Nereden sürgülendiğini bir bilsem.
Derdim ne seninle, ne de sensizliğe...
Sürülsem kendimden ve benliğim el silueti gibi yansısa aynalardan.
Ve hırçın bir fırtına sonunda durulsa içim.

Seni düşünmedim,
Yalan!
Seni beklemedim,
Yalan!
Seni hiç önemsemedim,
Koca bir yalan!...

Böyle düşünmemiştim hiç.
Ne seni, ne kendimi ve ne de bu vakitsizliği...
Akrep sancılanmayacaktı zamanda ve akrep umursamaz dönecekti kolumda.

Denizine açtım gözlerimi.
Varlığın ne zaman süzüldü içime?
Zamansızlığındaki çokluğun ve yalnızlığımdaki azlığın...
Neden bu kadar zorsun?

Uzaklarda dolanışım varlığına duyumsadığım ihtiyaçtan ve senden bana arta kalan, durgun anlarımın yalnızlığına...

Söylemediğim
Ve
Söyleyemeyeceğim
Sadece iki kelimeyle...






Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda




Sonunda sustum ve bir akşamüstü aşkı sırtından vurdum!


Boomp3.com

Bu blogtaki yazılar alıntıdır.