Yürüyorum ol aşkı imkânsızın peşinden Deli poyraz misali kızarak geliyorum Uyandıramadım cananı bensiz düşünden Kar gibi, tipi gibi tozarak geliyorum
Bir türlü baharı gelmeyen kara kışımla Aklar düşen saçımla, kirpiğimle, kaşımla Senli sevdaya akıttığım son gözyaşımla Gözlerinden gönlüne sızarak geliyorum
Alev alev yandığım sevdanın narlarına Sular serptim yüreğimin kızıl korlarına Bu aşkta gülmeyen yüzümün bozkırlarına Gözyaşlarımla izler kazarak geliyorum
Anka kuşu misali küllerimden doğarak Yeşerttiğim sevdamla ayrılığı boğarak Sevdiğim canözümü de yanıma alarak Feleğin oyununu bozarak geliyorum
Daha dokunmadan kurudu irem Çöllere bir türlü yağamıyorum Yeni bir koşunun başlangıcında Biraz deprem sonrası Biraz şehir hülyası Bir kalp yangınından geriye kalan Siyah gözlerine beni de götür Artık bu yerlere sığamıyorum.
Pembe uçurtmalar yolladığından beri Sarardı tiryaki menekşeleri Sonbaharın tozlu kafeslerinde Sevgi turnaları yakalıyorum Turnalar gidiyor; ben kalıyorum
Avareyim, asudeyim, yorgunum Bilmiyorum neden sana vurgunum Erzurum garında banklar üstünde Uyku tutmuyor karanlıkları Yitik düşlerimi kovalıyorum Gölgeler gidiyor; ben kalıyorum.
Binbir türlü kokuyorsa yaylalar Siyah gözlerine beni de götür Baharın koynundan koparıp sana İpek bir mendile sardığım yüreğimle Şehzade gülleri gönderiyorum Umutlar kalıyor; ben gidiyorum.
Bütün yelkenlileri, deniz fenerlerini Kaptanları sorgulayan Yanından geçen küheylanların Korku tufanına yakalandığı Siyah gözlerine beni de götür Güneş ülkesinden gelen yiğitler Benzeri olmayan bir dünya kursun Cellat, ayrılığın boynunu vursun.
Usul usul intizarı çürüten Bu hercai diken, bu çılgın arzu Sürüklüyor imkansız muştuların Eşiğine gönül vadilerini Bir ağaçtan düşen yapraklar gibi Düşüyorum tanyerine Ya topla yaralı kırlangıçları Ya da bu vefasız şarkıyı bitir Özgürlüğe giden tutsaklar gibi Siyah gözlerine beni de götür.
Kelimelerime hüzün çöktü, ve anlatamadım yine sen olan yanımı. . .
Adının geçtiği yerlerde takılı kaldı gözlerim buruk bir acı geçip gitti yüreğime ilişerek sessizce bir iç çekiş bıraktı geriye. . .
Bilmedin! ne çok isterdim; kirpiğimden” sen” diye akanları görmeni, gözlerinin içine bakıp “yüreğimdeki seni” anlatmayı “belki de yanıldım” diyebilmeyi, gizlerimi yerleştirip kelimelerime sana –susmamayı- öyle çok istedim ki. . .
gecenin en koyu halinde, düşüncelerimin çıkmazında tökezliyorum yine. . . Karar/sızım, kararsızlığım usul usul acıtıyor içimi. . öyle korkular sardı ki yüreğimi, ve öyle çok sorular meşgul etti ki beynimi hepsi cevapsız ve her biri karışık. “Senden, sevginden ötesi yok” diyorum susuşlar alıyor sözcüklerin yerini. .
“Sürurum” “yaralarıma ilaç olanım” zaman ilaç derdik ve gülüp geçerdik ya gidenlerin ardından zamanıma seni de kattım bilemeden. . .
şimdiyse, ilacım/dın; yaralarım oldun. . .
Aşikâr içimdeki sözcükler yine de anlatamıyorum seni sana ve kendime cesareti yok yüreğimin. . . ne gidebiliyorum senden ne kalabiliyorum sana her geçen gün gel-gitlerde boğuluyor yüreğim. . .
-kendime söz geçiremeyişim!- bu ilk değildi… “Büyüdük” derken yüreğimin hala çocuk kaldığını, söz dinlemediğini fark ediyorum yine ve yine hüzün oluyor sen olan yanım. . .
sustum ve sen yine bilmedin!
odamın kuytu köşeleri sırdaşım, senli anlatımlarım kırık, parça. . . düşlerim matemde bu gece ve yüreğim kan revan
gittin!
geride bıraktığın -ben-i düşünmeyerek belki de hiç bana gelmeyerek
Adın; Sükût diyip susuyorum… Gece; Yine seni d/üşüyorum…
Bak ellerimde kırık dökük Umut sökük, neş'e sökük Giyindiğim hicran, en yenisinden, Kanattım yine dünleri. Uykular kan tadında ey sevgili! Yetim kılıp her şeyinden beni Yokluğunu ilikliyorlar yüreğime.. İzbe çukurlarda dermansız, Bir başıma, Naçar soluklardayım. Hangi nefeste ansam adını Bir bahar havası, avuçlarımda. Göğüm mavileniyor, Yeşilleniyor dalım. Sensiz hep divane, yorgun Bilinmez yollara çıkıyorum sevgili! Kapanıyor, yüzüme kapılar. Elimde kalıyor tutunduklarım. Devriliyorum!...
Sendeliyorum yokluğunun üzerinde. El ver düşüyorum sevgili! Ölesi iliştirildim ki acıya, Sıyrılamıyorum!..
Gel döndür beni bu yollardan! Sağnak sağnak bir hüzün yağıyor üstüme Acının küf kokusu ağır, Kırılgan ellerimde… Birbirine dolanıyor ayaklarım Düşüp kalıyorum… Avuç avuç sen ağlıyorum, Direniyorum sevgili! Kanadı kırık turnalar gibi, Yağmura hasret bulutlar gibi, Sabahı bekleyen geceler gibi, Bekliyorum!..
Yokluğun kaplıyor göğümü, Gülmeler kan tadı, Geceler hüzün makamında. Toprağını örtüyor üzerime, Kaskatı gecenin solukları. Bir el ver sevgili ne olur Doğrulamıyorum!..
Adın; Sükût diyip susuyorum… Gece; Yine seni d/üşüyorum…
An olur, deli sevdamın suskunluğunu yüklenirim bir başıma. An olur, buluşur yüreklerimiz en masum sevda yollarında. Umut ki, bitivermiş daha yolun en başında... Ne yolumdasın ne yolsun sen bana... Bilmezdim ışıksız yollarda umuda kavuşmanın yorgunluğunu, Bilmezdim, umudun bir renginin de siyah olduğunu.
Gece olur, en parlak yıldıza takılır dalar gözlerim... Gece olur, aniden kayar gider yokluğuna yıldızım. Gölgen ki, düşüvermiş kalbime… Ne yakınsın ne uzaksın sen bana. Bilmezdim hayalinin aynalarda da konuştuğunu... Bilmezdim, gözlerinin gökyüzünde de durduğunu.
Gün olur, buz dağından kopan bir buz parçası kadar soğuk, Gün olur, ısıtır evrenimi güneşimin içime çizdiği ufuk... Sevgin ki, yakıvermiş ateşiyle, Ne sıcaksın ne soğuksun sen bana… Bilmezdim sevginin de ateşten bir gül olduğunu… Bilmezdim, gökkuşağının da çiçek gibi solduğunu.
Mevsim olur, damarlarımda dolaşan kan cehennem sıcağında kavrulur. Mevsim olur, yüreğimde kopan fırtınalar kızgın çöllere savrulur. Şefkatin ki, sarıvermiş ruhumu... Ne ellerindeyim ne ellerimdesin sen bana Bilmezdim yağmurun suyuda hasretiyle kuruttuğunu, Bilmezdim, çölde gezinen yaralı bir ceylanı yüreğinden vurduğunu...
Neşe olur kahkahalarla ağladığıma güler geçerim... Neşe olur, mutluluğu martıların sesinden dinlerim. Gülümseyiş ki, dönüvermiş hıçkırığa içimde... Ne yalansın ne doğrusun sen bana... Bilmezdim bir gülümseyişin kadehlerde gözyaşı sunduğunu. Bilmezdim, dudaklar gülümserken yüreğe kan dolduğunu.
Son olur, ayrılık heceleri bir bir kıyıya vurur... Son olur, sözler biter şiirler nağme nağme konuşur. Adın ki şiir oluvermiş dudaklarımda, Ne aşkımsın ne canımsın sen bana. Bilmezdim her aldığım nefeste ölümü soluduğumu, Bilmezdim, canımsın dediğim minik kuşumun kafesinden kanatsız uçtuğunu...
Sen gittin ya dilim yarım, uyaklarım kayıp Gidişinle tükendi kelimeler
Kanayan düşlerimin içinden Çekip çıkarıldı kimsesiz esir hisler
Candı, kandı.. ama hükmü yoktu Çaresizlik tavında demini almıştı yarınlar
Adı olmayan bir sevda, çıkmaz sokak misali Takılıp kaldı dikenlerine imkansızlığın
Yokluğun bıçak gibi keserken geceyi Karanlık gülümsedi bir an Ve ardında yeşerdi cansız seviler.. Sözler uyumsuzluğunu kusarken gecenin koynuna Sahipsiz uyaksız sevdaya dair tüm kelimeler
Kimliksiz bir duygunun esaretinde bedeni olmayan ruhlar, Ruhsuz bedenlere inat, Canhıraş bir çabayla tutunmakta bugüne. Dünden bugüne.. Dünün gölgesinde yaşarken bugünü Ama sevdasız ama yarınsız Keşke’lerin kaygısı çöreklenmiş yorgun bedenlere
Özgürlüğü takıp bir kuşun kanatlarına Yarınlardan uzanmak vardı sevgili sana Hiçbir şeyi umursamadan Dikenli tellere rağmen. Kanayan ellerimize, yüreğimize Birbirine hasret bedenlerimize İmkansızlığa rağmen.. Bana rağmen.. Sana rağmen..
Sınırlar yok etmeden bizi.. Tek bir kez. Son kez. Dokunsan yüreğime.. Ve ben o an ölsem Gece gözlerinin derinliğinde... Tek bir kez ve son kez...
“İki sınır ülkenin dikenli telleriyiz biz, dokunsak kanar ellerimiz”